A24.com.tr » kültür-sanat » Ünlü piyanist Salih Can Gevrek'in piyano ile yolculuğu Avrupa'da ritm kazanıyor

Ünlü piyanist Salih Can Gevrek'in piyano ile yolculuğu Avrupa'da ritm kazanıyor

Ünlü piyanist Salih Can Gevrek'in piyano ile yolculuğu Avrupa'da ritm kazanıyor

Müzisyen bir aileden gelen genç piyanistimiz Salih Can Gevrek halen müzik çalışmalarına Belçika’da devam ediyor.

Bugüne dek dünyanın prestijli sahnelerinde konserler veren Gevrek, son olarak Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğindeki (BİFO)konserinde Alexey Shor’un piyano ve orkestra için yazdığı Süit no.2 “From My Bookshelf” isimli yapıtını seslendirdi. Sanatçının performansı ve sahnede orkestra ile uyumu mükemmeldi. Ünlü piyanistimiz Salih Can son olarak Bulgaristan'daki Allegra Festivalinde Schumann’ın piyanolu dörtlüsünü Valeriy Sokolov, Lech Antonio,Uszysinski ve Eckart Runge ile seslendirdi. Ardından Sırbistan'da Leskovac Strings Festivalinde Schubert'in "Trout Quintett" ile sahnede müzikseverlerin karşına çıktı. 

Salih Can,”Uluslararası sahnelerde yer almak çok değerli onur verici. Çok mutluyum bundan dolayı. Türkiye’deki sahnelerde de yer almak aynı şekilde çok mutluluk verici. Benim için sahne ayrı bir deneyim aslında, nerde olduğumun da çok bir önemi yok. Türk müzisyenlerin dünya çapındaki sayılarının artması da çok mutlu ediyor. Hem genç kuşak hem de senfonik müzikte bilinen Türk müzisyenler uluslararası alanda giderek daha fazla hissediliyor. Bence kendimizi yurtdışında çok iyi gösteriyoruz. Kuşkusuz daha da çok görünür olabiliriz. Senfonik müzikte isim yapmış müzisyenlerimizin yurtdışında Türkiye’yi temsil ediyor olması çok gurur verici”diyor. 

Salih Can Gevrek bu görüşmede piyano eğitimi, senfonik eserlerde piyanonun rolü ve sosyal medya çağında konserlerin önemi üzerinde görüşlerini ifade etti. 

Sanatçının sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle; 

- Gerek solo gerek ikili üçlü enstrüman birlikteliği şeklinde yazılmış çok sayıda piyano konçertosu var. Bestecilerin piyano için konçerto yazma motivasyonunu hangi faktörlere bağlıyorsunuz?

Benim en çok ilgimi çeken kısmı keman çello ya da nefeslilere kıyasla piyanonun orkestra ile mükemmel diyalogu ve uyumudur. Bu dokusal bir orana volum olarak en çok uyan enstrüman piyanodur. Bana çok daha dengeli geliyor. Bestecisine göre tabii ki keman da çok dengelidir. Orkestraya orkestra gibi cevap veren bir enstrüman piyano aslında. Konçertolar için çok temel bir enstrüman piyano. Solo olarak da. Piyano yapabildikleriyle sanki sahnede başka bir orkestra varmış gibi bir etki yaratıyor ya da piyano yazısının içinde bazen quartet oluyor bazen enstrümanları taklit ettiği zamanlar oluyor ve tüm bu zamanlarda kendini solist olarak kendini kanıtladığına tanık olursunuz. 

Bence yapısal olarak çok oranlı geliyor piyano, çünkü bütün orkestrayı çalabilen bir enstrüman ve bu diyalogda çok daha güzel bir denge kuruyor. Onun dışında ünlü bestecilerin çok inanılmaz eserleri var ki bu dengeyi bir kemanla da bazen kurabiliyorlar. Kuşkusuz bir Çaykovski keman konçertosu da çok dengeli bir eser. Yanlış anlaşılmak istemem bu konuda. Piyano sahnede sadece fiziki varlığıyla değil ses rengiyle ve gücüyle de kendini hemen hissettiren bir enstrüman. Özellikle Beethoven sonatlarında piyanoda çalınan ama orkestra için yazılmış eserler bunun en iyi örnekleridir. Bu nedenle bir Beethoven konçertoda piyano da bir orkestra kadar önemlidir. Orkestrayı en iyi şekilde tamamlayan bir enstrümandır çünkü.

İlk aklıma gelen piyano için yazılmış Beethoven sonatları geliyor. Frederic Chopin, Sergei Rachmaninov’un, Shubert ve Bhrams’ın konçertoları da çok popüler eserler. Kuşkusuz Franz Litz’in 2. piyano konçertosu da efsanevi bir eser olarak müzik tarihinde önemli bir yere sahip.

- Senfonik müzik tarihinde efsanevi eserler var piyano için yazılmış. Yeni bestecilerin piyano konçertolarında iz bırakacak eserler yaratma şansını içinden geçtiğimiz bu zamanlarda nasıl görüyorsunuz?

İz bırakma konusu doğrudan besteciye ve yazdığı esere bağlı bir şey. Geleneksel ve klasik formda da genç besteciler eser yazabiliyorlar. Tabii ki çok zor bir endüstri içindeyiz. Kuşkusuz Beethoven zamanında da o zamanın koşullarına göre zorluklar vardı. Bazı eserleri beğenilmedi. Bir bestenin kaderine birkaç faktör karar veriyor. Sadece besteci değil dış şartlara da bağlı bir konu. Umarım yeni yeni isimler çıkar ve ilerde de keşfedilirler. Piyanoyu çok farklı şekilde kullananan besteciler var ve piyanonun rolü aynı şekilde devam ediyor. Bestecilerin de hayatında piyanonun çok önemli yeri bir yeri var. Çünkü piyanonun sunduğu olanaklar sonsuz. Bestecinin yaratıcılığı da burada önemli. Hiç effect kullanmadan tamamen Chopin’in yazdığı gibi de inanılmaz müzikler yazılabilir. Müzik olduğu sürece piyanonun rolü azalmayacak artacak belki de. Performans açısından düşündüğümüzde eski piyanoların da çok güzel yanları var. Tabii ki yeniler de büyük seçenekler sunuyor. Kusursuz şekilde fabrikadan çıkan piyanoların da çok olumlu yanları var. Ama bazen insan eski piyanoların kendine özgü tonlarını da arıyor. Günümüzde bu tonlar biraz standartlaştı. Ama salonlara ve koşullara uygun büyük piyanolar da üretiliyor. Piyanonun türü bestecinin duyuşunu da etkiliyor. Modern piyanoların sesi ön planda. Eski piyanolarda da eşsiz tonlar yakalamak mümkün. Her bir piyanonun kendini özgü bir kimliği ve kişiliği var aslında. Kendine özgü piyanolar eskiden daha çoktu. Hem lojistik hem de finansal olarak olanaklı olduğu için modern piyanolar günümüzde doğal olarak daha yaygın.

- Bu standarlaşmayı nasıl aşıyorsunuz?

Biz çaldığımız piyanoya en kısa sürede adapte olmak zorundayız. Bazen hiç prova bile olmadan konsere başlıyoruz. Zaten yapmak istediğiniz müziğe odaklı olduğunuzda sorun yok. Piyanoyla uğraşmaya başladığımızda müzikten dikkatiniz dağılabilir, esas olan o anki duyuşunuza adapte olmaktır. Kısaca mükemmele yakın piyano seçimi diye bir şey yok. Bazen konseri organize edenler size seçenek sunuyor. O seçenekleri deneyip konser için seçim yapıyoruz. Bazen de hiç şansımız olmuyor piyano seçiminde Doğrudan sahnede hangi piyano varsa başına geçip eseri en iyi şekilde icra etmeye çalışıyoruz. Aslında benim için çok önemli değil piyanonun türü veya markası. Standart piyano bana yetiyor. İlla ki Steinway olsun gibi bir saplantım yok. 

- Türkiye’de son olarak Türkiye’de BİFO konserinde sahnede idiniz. Alexey Shor’un “From My Bookshelf” eserinin Türkiye prömiyerini yaptınız. Melodik değeri seyirci nezdinde büyük beğeni kazandı. Bu konser hakkında izlenimlerinizi besteci ve eserin konser versiyonu yönünden görüşlerinizi öğrenmek isteriz. 

Ben bu eseri daha önce yarışmada çalmıştım. Ve gerçekten izleyiciye çok hitap eden bir eser. Melodik dokusu çok yüksek. 8 bölümlü ve form olarak da çok serbest bir eser. BİFO gibi önemli bir orkestra ile birlikte çalmaktan gerçekten büyük bir zevk aldım. Şef Frantisek Macek de çok başarılı yönetti, onunla birlikte müzik yapmaktan da çok mutlu oldum. Bu eserde bütün dönemlerin etkisi var. Ama orkestra ile ilişkisi çok iyiydi. Orkestrasyon, eserin yapısı hikayesi çok özeldi ve anlamlı idi. Rus piyanist Mikhail Pletnev bu eseri piyano için düzenledi. Daha uzun bir versiyonu daha var. Benim çaldığım ise daha kısa ve kompakt bir versiyonu idi. Piyano düzenlemesi de çok piyanistik yazılmış gerçekten. Bütün piyanistler bu besteciyi bilir. Çaykovski yarışmasını kazanmıştı. Çok iz bırakmış bir piyanist. Aleksey Shorr ise eserin bestecisi. Onunla sadece yarışmada selamlaştık ve bu konser öncesi yazışmalarımız oldu. Konser kaydı geldiğinde kendisine göndereceğim, umarım yakın bir zamanda tekrar konuşma şansımız olur. 

- Sosyal medya çağında klasik müzik sanatçılarının da popüler çizgiye kayma eğilimleri var. Sizce bu denge nasıl kurulmalı, hem yapay zeka hem sosyal medya çağında.

Sosyal medya konu olunca ben biraz bilgisiz kalıyorum. Ben sosyal medya kullanımı için çok geç davrandım. Herkes bir Instagram hesabım olmasını söylüyordu. Özellikle Covid zamanı bu konu iyice etkisini gösterdi. Müzik camiasında herkes video hazırlayarak bir şeyler yapmaya başlamıştı. O zaman fark ettim ki müzisyenler çaldığı veya yaptığı şeyi sosyal medya aracılığıyla birbirine gösterebiliyordu. Ama şimdi çok daha önemli olmaya başladı. Herşey görsel olarak hızlı bir şekilde tüketiliyor. Bu beni biraz rahatsız ediyor açıkçası. Çünkü insanları konser salonlarından uzak tutmaya da başladı. İnsanları tembelleştirdi bir anlamda. Bir piyanisti 20 saniye izleyip bu iyi veya kötüydü demek çok zor. Sonra başka bir müzisyeni örneğin bir tar veya gitar sanatçısını izleyip ne kadar güçlü ve anlamlı bir yorum yapılabilir? Konu müzik olunca tabii ki bunu iyi şekilde kullanıp faydalanmak da söz konusu. Fakat bütün hayatı oraya koymak bana çok gerekli gelmiyor. İlla klasik müzik yapmak istiyorsanız bir konser verebilmek için, daha çok izleyicim olsun diye kendi hayatımı veya sabah içtiğim bir kahveyi paylaşmak bana çok yanlış geliyor. İzleyiciler bu yolla sanatçı ile yakınlaşmış gibi hissediyor kendini. Bu da güzel bir şey tabi ki. Önemli olan canlı konserler. Konserlerde seyirci ile göz göze gelebilmek, aynı atmosferi yaşamak çok daha önemli. Böyle canlı ortamlarda izleyicinin varlığı ve duygu alışverişi ve enerjisi beni de, performansımı da etkileyen önemli bir faktör. Sosyal medyada asla elde edemeyeceğimiz bir şey bu etki. Sosyal medyada 1 milyon beğeni almak ile konserde yüksek bir enerji almak arasındaki farkı sözle ifade etmek çok zor. İzleyici için de aslında bu beğeniyi tıklamanın hiçbir değeri yok. Bir Beethoven sanatını 10-20 saniye izlediğinizde size mutlaka güzel bir duygu verir, ama iz bırakması mümkün değil. Sosyal medya odaklı olmak kısmen izleyicinin konsere gitme isteğini de azaltıyor gibi. Bu biraz endişe verici. Çünkü konser verme geleneği her şekilde devam etmeli. 

- Uluslararası projelerinizi büyütmek için nasıl bir destek ağına ihtiyaç duyuyorsunuz? Ünlü sporcuların sponsorları var. Sizce sanatçı ile bir sanatçıya yatırım yapan marka ilişkisi nasıl bir modelde yürümeli?

Bu ilişkinin varlığı tabii ki bir sanatçı için çok önemli. Sponsorluk kuşkusuz çok önemli. Sponsorla devam eden birçok sanatçı olduğu gibi, müzik yolculuğuna sponsor olmadan da devam eden sanatçılar var tüm dünyada. Ben öğrenciyken hep sponsorum oldu, hem yurtdışından hem de Türkiye’den. 

Onlar olmasaydı ben belki de bu yolculukta bu noktalara gelemezdim. Şu an sponsorum yok ama yolculuğuma devam ediyorum. Bir sanatçı için sponsordan çok, eğer sanatı ile para kazanmak istiyorsa manager çok daha önemli belki de. Hem sponsor hem menajerli model çok daha sağlıklı bir model. 

- Konser programlarınızı oluştururken nasıl bir dramaturji kuruyorsunuz?Repertuvar seçiminde risk almayı sever misiniz? Bestecilerde kendinize kimleri yakın hissediyorsunuz, icra ve performans ve senfonik eserle tam bütünleşme açısından. 

BİFO’da çaldığım eser önerilen bir eserdi, amacım hangi eser seçilmiş olursa olsun izleyiciyi bir yolculuğa çıkarmaktır. En zor eserleri çalayım programa alayım gibi bir kaygım yok. Buna eskiden daha fazla önem verirdim. Şimdi ağır bir eser varsa izleyicinin bunu dengeleyecek ya da konstrat oluşturacak şekilde iki eser arasında ilişki olan bir eseri seçerim. Bazen eserler arasındaki ton ilişkisi benim hoşuma gidiyor. Aynı tonda devam eden farklı besteciler olabiliyor. Mesela Bach’ın do minör bir eseri, sonra Chopin’in veya Rachmaninov’un  do minör bir eseri aynı tonda aynı tuşlarla olsa da çok farklı ifadeler ortaya çıkabiliyor. Bu benim çok hoşuma giden bir tarz.Bunun dışında, çalmak istediğim eserleri kıyaslamak istiyorum. Risk almak açısından da illa zor bir eser çalayım diye kaygım yok, ki geçmişte bunları yapmıştım daha gençken. Hala da risk almayı seviyorum. Kolay eser çalayım gibi bir yaklaşımım da yok. Yeni öğrendiğim eserleri sahnede icra etmenin de ayrı bir değeri var.

- Keman eğitimi küçük yaşta çocuklar için ailelerin tercih nedeni. Piyano başına geçmek ise hiç kolay değil. Hem psikolojik hem de fiziksel ağırlığı olan bir enstrüman. Genç kuşaklar için ne tür tavsiyelerde bulunursunuz?

Bazıları daha sık bazıları daha aralıklı olarak genç müzisyen arkadaşlara yardımcı olmaktan büyük zevk alıyorum. Piyanoya küçük yaşta başlamak kemana oranla daha kolay. Tuşa sadece basarak ses alabiliyorsunuz. Bir çocuk için hevesini başlar başlamaz kaybettirecek bir durumu yok piyanonun. Bu konuda piyanonun ayrı bir yeri var. Keman yerine evde piyano olsa çocukların müziğe yönelme isteğini artıracak bir faktör olabilir. Hiç fena olmaz. Başlangıç için keman zor bir enstrüman o yaşlardaki çocuklar ve gençler için. İlk başta öğrencinin hayalini kırıyor sanki. Piyanoda en azından böyle bir durum yok. Hangi tuşa basarsanız basın bir ses çıkıyor. Bir oyun gibi de gelebiliyor. Kemanda sadece arşe çekmek bile çok zor gerçekten. Ben doğrudan piyano ile başladım. Yaylı enstrümanlarla hiç alakam olmadı. Piyano ile başlamış olmaktan da çok mutluyum. 

Ailelere önerim şu; yine hocamın dediğine gelecek olursak müziği sevdirmek önemli. Hiç baskısız da olabilir, çünkü baskı ile müzik eğitimi olmuyor. Bu tür baskılı teşviklerden kaçınmalarını öneririm ailelere. Ancak müzik eğitimi disiplin gerektiren bir yolculuk. Zor zamanlar da olacaktır. Erken yaşlarda müzik hocasının da çok etkisi var. Hocanın müziği sevdirmesi çok önemli. Ben o konuda çok şanslı idim. Biri ismi çok bilinen disiplinli hoca idi. Ben iyi olan kadın hocayı seçmiştim. İyi ki de bu seçimi yapmış ailem. Çok güler yüzlü ve oyun gibi bir eğitim verirdi. Bilkent ve Londra’daki hocalar konusunda da çok şanslı idim. Hepsi Rus hocalardı ve müzik sevgisini ön planda tutan iyi insanlardı gerçekten 

- Konser öncesi hazırlıklarınız nasıl?

Bu tabii ki eserden esere değişen bir şey. Benim aslında belirli bir rutinim yok. Eseri öğrenmeye çalışıyorum öncelikle. Önemli olan eseri içselleştirecek zamanımın olması. Bazen son dakikada çıkan konserler de oluyor, bu durumda hazırlık için fazla zaman da kalmayabiliyor. Öncelikle esere odaklanmaya çalışıyorum. Evde yaptığım hazırlıklarda performansımı artırma çabası ön planda. Sanki sahnede çalıyormuşum gibi bir disiplin uyguluyorum.

- Bir piyanist için hangi orkestralarla,hangi şeflerle ve hangi müzik salonlarında çalmak önemli. Önümüzdeki yıllarda hayal ettiğiniz konser salonları ve orkestralar hakkında neler söylersiniz?

Bütün müzisyenler dünyanın önde gelen konser salonlarında çalmak ister kuşkusuz. Amsterdam Concert Gebouv’ da çalmak benim de hayalim. Carnegie Hall tabii ki. Küçük konser salonlarının da ayrı bir değeri ve yeri var benim için. Konser salonlarının doğaldır ki isim olarak bir ağırlığı oluyor. Prag’da veya Berlin’de küçük bir kilisede çalmak da benim için önemli ya da Türkiye’de herhangi bir mütevazi salonda çalmak da çok değerli. Bir müzisyenin olabildiğince çok orkestra ile çalması çok önemli ve daha iyi bir şey. Çünkü daha çok deneyim kazanıyorsunuz. En iyi orkestralarla çalmak da aynı. Sonuçta kaynak aynı, müzik yapmak için buluşuyorsunuz. Amatör orkestralarla çalıp çok zevk aldığım konserler oldu. O yüzden en iyi orkestralarla çalmanın ayrı bir odağı olmasa daha doğru olur. Adı hiç duyulmamış konser salonları da var. Salonlara değil performansa odaklıyım her zaman. Belçika Filarmoni orkestrası ile de çaldım, Almanya’da küçük bir orkestra ile birlikte sahnede yer aldım. 

- Bu tür orkestralarla çalmak için davet almak neye bağlı?

Tabii ki bütün o büyük orkestralarla birlikte sahnede olmak ve birlikte çalmak gibi hayalim var. Özellikle Berlin Filarmoni ile Brahms konçertosu çalmak çok isterim. Bir orkestra için davet almak çok fazla faktöre bağlı. Yarışmada birincilik kazanıp hiçbir orkestra ile çalamayan müzisyenler bile var. Hiçbir yarışmada yer almayıp bu büyük orkestralarla çalan müzisyenler de söz konusu. Menajerler de önemli bu süreçte. Yani bir sürü yolu var bu salonlara ulaşmanın. Günümüzde sadece sosyal medya kaynağından giderek önemli konserler ortaya çıkabiliyor. Eskiden bu yollar daha sınırlı idi, şimdi çok daha fazla kaynak var. Hatta New York Filarmoni gibi bir orkestra ile kiralama yapıp da önemli bir konser salonunda da çalabiliyorsunuz. CV’nizde hangi salonlarda hangi orkestralarla çaldığınız yazıyor. ama bu artık çok belirleyici faktör olmamaya başladı. Bu anlamda sosyal medya kanalları daha önemli hale geliyor maalesef. 

- Bir piyanistin yolculuğu nasıl başlıyor Bugünkü seviyeye gelene kadar ne tür dönüm noktaları oldu bu yolculukta. Vazgeçişler, büyük fedakarlıklar,düş kırıklıkları. Ya da umut,coşku, başarma hırsı ve büyük hedefler belirleme anlamında. 

Annem ve babam da müzisyen olduğu için benim müzik yolculuğu çok erken başladı. Bir oyun gibi başlamıştı benim için. Sonra ailem müzik eğitimi için Rus bir hoca ile özel derslere yönlendirdi. Bir eseri öğrenip çalabilmeyi çok sevdim. Tabii ki bir sürü zor anlar da oldu, hala da oluyor. Zirveye yaklaştıkça yolculuk daha zorlaşır derler, ama zirve neresi onu da kestirmek kolay değil. Örneğin bu büyük orkestralarla çaldıysa bir müzisyen zirveye gelmiş veya yaklaşmış mı olur, buna karar vermek zor. Böylesi zor durumlarda beni kurtaran bir cümle var. Birkaç yıl önce benim profesörüm söylemişti; müziği olabildiğince sevmek önemli demişti. Buna odaklandığın zaman başarı ya da hayal kırıklıkları o kadar kuvvetli olmuyor. 

- Dönüm noktaları anlamında birkaç anı paylaşabilir misiniz? 

Aklıma ilk konserim geliyor. Gerçekten çok hoşuma gitmişti. Konser vermek sahnede olmak çok güzeldi. Lise hayatımda da ilk defa Bilkent’te orkestra ile çalmıştım. Rachmaninov’un 2. Konçerto. 80 kişiyle aynı sahnede böyle güzel bir müziği yapabilmek çok değerli ve anlamlı idi. O dönemde genç bir insan olarak rock gibi başka müzik türleri de ilgimi çekiyordu doğal olarak. Ama bu konser beni yeniden klasik müziğe geri döndürmüştü. Piyanoya olan sevgimi de yeniden ateşlenmişti. O dönemde bateri çalıyordum. Sonra piyanoya daha fazla odaklanmaya karar verdim ve o gün bugündür piyano en büyük yol arkadaşım müzikte. 

Hayatımda İkinci önemli olay Londra’ya müzik eğitimi için gitmiş olmaktı. Oradaki hocamla tanışmak çok şeyi değiştirdi. Mikael Aleksiyev Rus piyanist. Hayatımda bir diğer dönüm noktası oldu. Hocam çok bilinen bir piyanist. Çoğu yarışmada ödülü var. Aktif konserlerine devam etti. Ama beni en çok etkileyen şey müziğe bakışı, tabii ki çalış tekniği ve bana gösterdiği yol ile benim kendi kişiliğimi keşfetmeme yaptığı büyük katkının altını çizmeliyim. Müziğe ve hayata bakışımı çok değiştirdi diyebilirim. 

Akademik birikimi ve gelenekleri bilerek çalmak ve bu bilgiyle Beethoven sonatı çalabilmek çok ayrı değerde. Bana eserleri bir anlamda nasıl okuyacağımı öğretti. Bana hep müzik yapmamı söylerdi. Müzik yapmadan çalınan hiçbir notanın anlamı yok derdi. Bir eseri bütün dinamikleriyle, bütün artikülasyonlarıyla, bütün tempolarıyla tertemiz ve hatasız çalmak müzik değil. Sadece iyi çalmak değil, müzik yapmak önemli. Burada anlatmak istediğim şey notadakileri tekrar canlandırmaktır. Esere farklı bir ruh vermek, kendinizden yeni ifadeler, yeni yorumlar katabilmektir. 

 

SALİH CAN’IN 5 Yaşında piyano ile başlayan müzik serüveni 

Türkiye doğumlu Salih Can Gevrek,  piyano eğitimine beş yaşında başladı. Yedi yaşında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Hazırlık Okulu’na kabul edildi. Eğitimine Bilkent Üniversitesi’nde Gulnara Aziz ile devam etti. Sanat Diploması’nı Dmitri Alexeev ile Royal College of Music’te tamamladı. Sanatçı müzik çalışmalarını Brüksel’deki Kraliçe Elisabeth Müzik Şapeli’nde “Associated Artist” olarak aktif çalışmalarını sürdürüyor. 

Salih Can, son dönemde Gümüşlük Uluslararası Piyano Yarışması’nda birincilik, Fransa’daki Lyon Uluslararası Piyano Yarışması’nda üçüncülük ve Özel Scriabin Ödülü kazandı ve Viyana Uluslararası Müzik Yarışması’nı kazanarak başarılarına bir yenisini ekledi. Solist olarak Belçika Ulusal Senfoni Orkestrası, Wallonie Oda Orkestrası, (INSO) Lviv Filarmoni Orkestrası,Armenian State Symphony Orchestra, Bilkent Senfoni Orkestrası, Ankara Filarmoni Orkestrası ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile sahne aldı. Ayrıca Granada Müzik Festivali (İspanya), Bolzano Piyano Festivali, Fondazione Bertarelli’nin Amiata Festivali (Pisa), Gstaad Sommets Musicaux (İsviçre), Villa Musica (Mainz), Antalya Piyano Festivali, Music Above the Park Festivali (Madrid), Palacio de Festivales de Cantabria (Santander), Worcester’daki Three Choirs Festivali ve Bosch Genç Klasik Müzisyenler Festivali gibi uluslararası festivallerde resitaller verdi. 

Oda müziği alanında Frank Braley,Miklos Perenyi, Mate Szucs, Alexander Sitkovetsky, Boris Garlitsky, Alexander Hülshoff ve Avo Kouyoumdjian gibi isimlerle sahne aldı; ayrıca Oranjewoud Festivali Ödülü, Kazakistan’daki 'Eurasian Stars' Uluslararası Piyano Yarışması'nda birincilik ve Dubai Classic Piano Uluslararası Piyano Yarışması’nda üstün başarı ödülüne layık görüldü. 

İlk albümü olan ‘Concertos without Orchestra’ (Orkestrasız Konçertolar), Bach, Schumann ve Rachmaninov’un eserlerini içeriyor. Nisan 2024’te albüm tüm dijital platformlarda yüksek beğeni sayısına ulaştı. 

 

Röportaj: NECMİ ÇELİK

YORUMLAR
  NASA'dan Kıyamet Senaryolarına dair bir cevap ve itiraf geldi...
NASA'dan Kıyamet Senaryolarına dair bir cevap ve itiraf geldi...