Küresel çelik sektöründeki temel sorun kapasite fazlası
Saat: 18:11
Küresel kapasite fazlası, korumacılık ve karbon maliyetleri yassı çelik sektörünün hareket alanını daraltıyor.
SteelOrbis tarafından 8 Eylül 2026 tarihinde Elite World Grand Sapanca’da düzenlenen Piyasa Sohbetleri, 650’nin üzerinde katılımcıyla sektör oyuncularını bir araya getirdi.
Yıldız Demir Çelik’in ana sponsor olduğu etkinliğin diğer sponsorları Seçkin Metal, Yatırım Finansman, Ağır Haddecilik, Galva Metal ve Yametaş oldu. Toplantıda küresel çelik ticaretinde değişen dengeler, AB’nin yeni koruma önlemleri, enerji ve lojistik maliyetleri, Türkiye’de yassı çelik talebinin seyri, finansman baskısı ve 2026’nın ikinci yarısına ilişkin beklentiler ele alındı.
Küresel çelik sektöründeki temel sorun kapasite fazlası
Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü Selçuk Yılmaz, küresel çelik sektöründeki temel sorunun talepteki dalgalanmadan çok üretim kapasitesinin hızla artması olduğunu belirterek küresel kapasite fazlasının 2030 yılına kadar 750 milyon tona ulaşmasının beklendiğini söyledi. Yeni kapasite yatırımlarında Hindistan’ın öne çıktığını, Çin’in ise üretim fazlasını ihracata yönlendirerek uluslararası piyasalardaki fiyat ve rekabet baskısını artırdığını ifade eden Yılmaz, Çin’in çelik ihracatının 2026 yılının ilk sekiz ayında 75 milyon tona ulaştığına dikkat çekti.
Artan kapasite ve ihracat hacimlerinin ülkeleri daha güçlü korumacılık önlemleri almaya yönelttiğini dile getiren Yılmaz, AB’nin çelik ithalat kotalarını toplamda yaklaşık %47 azaltması ve kota üzeri vergiyi %25’ten %50’ye yükseltmesinin Türk ihracatçıların hareket alanını önemli ölçüde daralttığını, Türkiye’ye ayrılan kotalardaki düşüşün ise mevcut veriler ışığında yaklaşık %36 olarak hesaplandığını aktardı. Yıldız Demir Çelik Genel Müdürü İngiltere pazarındaki kota daralmasının da Türk üreticilerin ihracat olanaklarını sınırladığını hatırlatırken, Türkiye’nin bir yandan dış pazarlardaki ticaret engelleriyle mücadele ederken diğer yandan standartlara uygun olmayan düşük fiyatlı ithalata karşı iç piyasasını koruması gerektiğini vurguladı.
Ticaret politikalarının artık yalnızca kota ve antidamping vergilerinden ibaret olmadığını söyleyen Yılmaz, “eritme ve dökme” kuralı ile karbon maliyetlerinin satın alma kararlarından tedarikçi seçimine kadar bütün değer zincirini değiştirdiğini ifade etti. Aynı sıcak rulo sacın Çin’de yaklaşık 500$/mt, Türkiye’de 600$/mt, AB’de 850$/mt ve ABD’de 1.300$/mt seviyesinde işlem görmesinin korumacılık önlemlerinin küresel fiyat yapısında yarattığı ayrışmayı açıkça ortaya koyduğunu belirten Selçuk Yılmaz, %50 oranındaki 232. Madde vergisine rağmen ABD’ye ihracatın hâlâ mümkün olmasının yüksek koruma duvarlarının aynı zamanda yüksek fiyatlı pazarlar oluşturduğunu gösterdiğini sözlerine ekledi.
Türkiye’de yassı çelik kapasitesinin yaklaşık üçte biri kullanılamıyor
Yıldız Demir Çelik Satış Direktörü Vedat Acar, 2026 yılının ilk yedi ayında Türkiye’nin yassı çelik üretimi ve tüketiminde yıllık bazda artış görülmesine rağmen sahadaki koşulların aynı ölçüde olumlu olmadığını söyledi.
Türkiye’de yassı çelik sektörünün kapasite kullanım oranının son yıllarda çoğunlukla %60-65 aralığında kaldığını, 2026 yılının ilk yedi ayında ise yaklaşık %66 seviyesinde gerçekleştiğini belirten Acar, bu tablonun kabaca sektördeki üç makineden birinin çalışmadığı anlamına geldiğini ifade etti.
Düşük iç talep, ithalat baskısı ve ihracat pazarlarındaki korumacılık önlemlerinin fiyat rekabetini ağırlaştırdığını söyleyen Acar, büyüme açısından katma değerli kaplamalı ürünlere, ithal ikamesine, yüksek mukavemetli hafif çeliklere ve güneş enerjisi sektörüne yönelik ürünlere odaklanılması gerektiğini belirtti.
Yerli tedarikte fiyat kadar teslimat güvenilirliği de önemli
Ram Dış Ticaret Genel Müdürü ve TURKTRADE Yönetim Kurulu Başkan Vekili Murat Urun, Türk çelik üreticilerinin fiyat ve ürün kalitesi açısından önemli bir rekabet gücüne sahip olduğunu ancak teslimat güvenilirliği ve öngörülebilirlik tarafında gelişime ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
Bir ürünün düşük fiyatlı olmasının zamanında teslim edilmediği takdirde anlamını yitirdiğine dikkat çeken Urun, gecikmelerin müşteriler açısından daha yüksek stok, işletme sermayesi ve finansman maliyeti yarattığını ifade etti.
Yerli üreticilerin daha düşük minimum sipariş miktarları, zamanında teslimat, düzenli üretim bilgisi ve daha güçlü müşteri iletişimi sunması gerektiğini belirten Urun, rekabetin yalnızca ürün fiyatı üzerinden değil, siparişten satış sonrasına kadar bütün değer zincirini kapsayan bir hizmet anlayışıyla yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Korumacılık ticareti durdurmuyor, yönünü değiştiriyor
Yıldız Demir Çelik İhracat Müdürü Hakan Bozoğlu, korumacılık önlemlerinin dünya çelik ticaretini sona erdirmediğini, yalnızca ticaret akışlarının yönünü değiştirdiğini belirterek üreticilerin bu değişim içerisinde kendilerini doğru konumlandırmaları gerektiğini söyledi.
Avrupa’nın kotaya tabi çelik ürünlerinde Türkiye’nin toplam ihracatındaki payının son altı yıllık dönemde genel olarak %30 seviyesinde bulunduğunu ifade eden Bozoğlu, zayıf talep ve düşük kapasite kullanım oranları nedeniyle ihracat pazarlarından çekilmenin mümkün olmadığını, aksine müşteri ve pazar havuzunun genişletilmesi gerektiğini aktardı.
Yıldız Demir Çelik İhracat Müdürü Çin ve Güney Kore’ye karşı farklı ülkelerde uygulanan ticaret önlemleri sonucunda bu ülkelerden çıkan tonajın alternatif pazarlara yönelmesinin Türk üreticiler açısından ihracat pazarlarındaki rekabeti artıracağını belirtirken, Türkiye’nin yakın pazarlardaki lojistik avantajının bu süreçte daha etkin kullanılması gerektiğini dile getirdi.
Ticari uyum açısından değer zincirinin izlenebilir hale getirilmesini, satın alma kararlarına çeliğin eritildiği ve döküldüğü ülke bilgisinin dahil edilmesini ve lojistik süreçlerin optimize edilmesini öncelikli adımlar olarak gösteren Bozoğlu, önümüzdeki 12 ayda en önemli riskin Karadeniz’de bozulan seyir güvenliği ve uzayan liman gecikmeleri, en somut fırsatın ise Suriye’de yaptırımların kademeli olarak gevşemesiyle hız kazanabilecek yeniden yapılanma süreci olduğunu söyledi.
Eritilmiş ve dökülmüş ülkenin bilgisi ihracatta belirleyici hale geliyor
Trade Resources Company Yönetici Ortağı Bülent Hacıoğlu, AB’nin yeni ithalat rejimi kapsamında ihracatçıların çelik ürününün ilk katı forma dönüştüğü ülkeyi beyan etmek zorunda olduğunu söyledi. Bu bilginin ilerleyen dönemde kota, antidamping ve telafi edici vergi uygulamalarında kullanılabileceğine dikkat çeken Hacıoğlu, ithal sıcak rulo sac kullanılarak Türkiye’de üretilen soğuk rulo veya galvanizli saclarda girdinin menşeinin ve üretim zincirinin eksiksiz biçimde takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
Hacıoğlu ABD ve AB’de ticaret önlemlerinin etkisiz kılınmasını engellemeye yönelik uygulamaların giderek yaygınlaştığını belirterek ürünün nihai olarak işlendiği ülkenin tek başına yeterli kabul edilmeyebileceğini ve kullanılan hammaddenin menşeinin belirleyici hale gelebileceğini ifade etti.
Karbon yönetimi artık finans ve satın alma süreçlerinin parçası
Yıldız Demir Çelik SEÇ ve Sürdürülebilirlik Müdürü Figen Tabak Balbal, doğrulanmış gerçek emisyon verilerinin AB’nin varsayılan değerlerine kıyasla üreticilere önemli bir maliyet avantajı sağlayabileceğini söyledi. Yıldız Demir Çelik’in 2025 yılı doğrudan ve dolaylı emisyon verileri için ön doğrulama çalışması yaptırdığını belirten Balbal, şirketin tedarik seçiminde kalite ve fiyatın yanı sıra doğrulanabilir emisyon verisini de dikkate almaya başladığını ifade etti.
Türkiye’de emisyon ticaret sistemine ilişkin hukuki altyapının oluşturulmasını olumlu bir adım olarak değerlendiren Balbal, yerli üreticilerin korunabilmesi için Türkiye’nin kendi sınırda karbon düzenleme mekanizmasını da hızla devreye alması gerektiğini söyledi. Balbal, sektörün önceliğini “Verisini yönetemeyen, pazarını yönetemez” sözleriyle özetledi.
Emisyon doğrulamasında zamanlama kritik önem taşıyor
CARES Baş Teknoloji ve Sürdürülebilirlik Sorumlusu ve Yönetim Kurulu Üyesi Ladin Çamcı, AB’nin yeni koruma önlemleriyle Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın üst üste binmesinin ihracatçılar açısından ciddi bir maliyet yükü yaratacağını belirtti.
Türk üreticilerin karbon muhasebesini yalnızca bir uyum veya raporlama konusu olarak görmemesi gerektiğini söyleyen Çamcı, doğrulanmış verinin ticari strateji, sözleşmeler ve pazar seçimi süreçlerine dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.
Türkiye’nin elektrik ark ocaklı üretimdeki yüksek payının doğru şekilde belgelenmesi halinde önemli bir rekabet avantajı yaratabileceğini ifade eden Çamcı, şirketlerin kısa vadede veri altyapısını ve doğrulama süreçlerini tamamlaması, uzun vadede ise enerji verimliliği, temiz enerji kullanımı ve karbonsuzlaşma yatırımlarını kapsayan kapsamlı bir strateji oluşturması gerektiğini vurguladı.
Panellerin ardından son dönemdeki jeopolitik gelişmelerin Türkiye’nin sanayi sektörünü nasıl etkilediğini açıklayan Yatırım Finansman Kurumsal İletişim Direktörü Dr. Barış Esen ile Türkiye ekonomisinin son durumunu ve geleceğini değerlendiren Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü Merkez Bankacılığı ve Finansal Piyasalar Profesörü Prof. Dr. Hakan Kara’nın sunumları ile toplantı sona erdi.
