A24.com.tr » sağlık » 65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor

65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor

65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor

Aşılanma, ileri yaşta enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik rol oynuyor.

Türkiye'de 65 yaş üstü nüfusun yüzde 11'e ulaşması, ülkemizin hızla yaşlanan bir topluma dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu demografik değişimle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kronik hastalıkların artması ileri yaş grubunda enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine neden oluyor. Bu nedenle aşılama yalnızca çocukluk döneminde değil, yaşamın ileri evrelerinde de koruyucu hekimliğin temel unsurlarından biri. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, 24-30 Nisan Aşı Haftası kapsamında özellikle 65 yaş sonrası dönemde bazı aşıların belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini vurguladı.

Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, “kırılgan” olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bu durum, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da etkisiyle enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine de neden olur.

Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.
 
65 yaş sonrasında yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor
 
Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek şunları söyledi: “65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı artmaktadır. Bu sorunlar yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” diye konuştu.
 
Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor

“Aşılar, hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynar. Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir.”
 
Aşılar yaşlılıkta sadece enfeksiyonu değil, komplikasyonları da önler

Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Aşılar, hastalıkları tamamen engellemese bile çok daha hafif geçirilmesini sağlar. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyredebilir, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Aşılanan bireylerde ise hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı hastane yatışlarının yalnızca akut hastalıkla sınırlı kalmadığını belirten Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekti.
  
Solunum yolu enfeksiyonları ileri yaşta daha ağır seyrediyor

Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekti: “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.”

İleri yaş grubunda solunum yolu enfeksiyonlarının viral ve bakteriyel olarak iki ana grupta değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Viral enfeksiyonlar arasında influenza, RSV ve kısmen devam eden COVID-19 enfeksiyonlarını sayabiliriz. Ancak özellikle influenza ve RSV, ileri yaşta en sık ve en önemli solunum yolu viral enfeksiyonları olarak öne çıkmaktadır” dedi.

Bakteriyel enfeksiyonlar açısından en önemli etkenin pnömokok bakterisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Pnömokok, yaşlı bireylerde zatürreye en sık neden olan bakterilerden biridir. Bazı durumlarda enfeksiyon akciğerle sınırlı kalmayıp kana karışarak tüm vücuda yayılabilir. Bu durum ‘invaziv pnömokok hastalığı' olarak tanımlanır ve ileri yaşta daha sık görülür. Özellikle kırılgan yaşlı olarak tanımladığımız; çoklu hastalığı olan, beslenme durumu bozulmuş, kas kaybı gelişmiş ve bakım ihtiyacı artmış bireylerde bu enfeksiyonlar çok daha ağır seyretmektedir” ifadelerini kullandı.

Bu hasta grubunda enfeksiyonların yalnızca daha ağır seyretmediğini; hastane yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve solunum desteği gereksiniminin de belirgin şekilde arttığını söyleyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yaşlanmayla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama olduğunu hatırlatarak diyabet, KOAH, astım ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların tabloyu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.

RSV ve pnömokok ileri yaşta ciddi risk oluşturuyor

Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin verileri de paylaşarak RSV enfeksiyonlarında ileri yaş yetişkinlerde semptomatik hastalık oranının yüzde 3–7 arasında değiştiğini, bu hastaların yaklaşık üçte birinin tıbbi tedavi gerektirdiğini ifade etti ve ekledi: “Tedavi edilenlerin yaklaşık yüzde 10'u hastaneye yatırılıyor, hastaneye yatan hastalarda ise yüzde 10–15 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişiyor, mortalite (ölüm oranı) ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde seyrediyor.”

Pnömokok enfeksiyonlarının da benzer şekilde ağır seyredebileceğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, TÜİK 2024 verilerine göre solunum sistemi hastalıklarının ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığını, pnömoninin ise tek başına yaklaşık 40 bin ölümle önemli bir yük oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Viral enfeksiyonlar zaman zaman bakteriyel enfeksiyonlarla komplike hale gelebiliyor. Bu durum yaşlı hastalarda daha sık görülüyor. Özellikle diyabet, KOAH ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla etkilediği için enfeksiyon riskini artırıyor. Bu hastalıkların yaşlılıkla birlikte daha sık görülmesi, enfeksiyonlara karşı en önemli risk üçlüsünü oluşturuyor.”
 
Kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumlara dikkat

Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil: “İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını, ateş, öksürük ve balgam gibi tipik bulguların her zaman görülmeyebildiğini vurgulayarak, bunun yerine deliryum (kafa karışıklığı), dikkat ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte dalgalanmalar ve hatta halüsinasyonlar gibi atipik bulguların ön planda olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra ani düşmelerin de enfeksiyonun ilk işareti olabileceğine dikkat çekti. Bu atipik tablo nedeniyle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, hastaların sağlık kuruluşlarına başvurduğunda daha ağır klinik durumlarla karşılaşılabildiğini ifade etti. Özellikle COVID-19 döneminde yaşlı bireylerin klasik solunum yolu bulguları yerine düşme veya bilinç değişikliği gibi şikâyetlerle başvurduğunun sıkça gözlemlendiğini hatırlattı.

Bu nedenle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel durumdaki en küçük değişiklikleri bile dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halil, kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumların mutlaka ciddiye alınması ve tıbbi değerlendirme gerektirdiğini belirtti.
 
Aşılama, yaşlı bireylerde ağır hastalık riskini azaltıyor

“Bazen viral enfeksiyonlar tabloya tek başına başlamıyor; üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenerek hastalığın seyri ağırlaşabiliyor. Bunu özellikle yaşlı hastalarda sık görüyoruz. Örneğin RSV ya da influenza (grip) geçiren bir bireyde, sonrasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişmesi klinikte karşılaştığımız önemli durumlardan biridir” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Yaşlı hastalarda diyabet sıklığının yaklaşık yüzde 45'e ulaştığını görüyoruz. Yaklaşık her iki yaşlı bireyden birinde diyabet olduğu anlamına geliyor ve diyabet bağışıklık sistemini en çok etkileyen kronik hastalıkların başında geliyor. Bunun yanında KOAH akciğer yapısını bozarak, kalp hastalıkları ise genel sağlık durumunu etkileyerek enfeksiyonlara karşı direnci azaltıyor. Diyabet, KOAH ve kalp hastalıklarının yaşlılıkla birlikte sık görülmesi, enfeksiyonlar açısından önemli bir risk üçlüsünü oluşturuyor.”

Aşılamanın bu noktadaki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Halil, “Aşılar, bu hastalıkların ortaya çıkmasını tamamen engellemese de hastalığın çok daha hafif geçirilmesini sağlayabilir. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyrederek hastaneye yatış, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurabilirken; aşılı bireylerde hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir” dedi.
 
Aşılanma, 65 yaş üstünde enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik

“65 yaş üstü bireyler, tıpkı çocukluk çağındaki gibi özel bir grup olarak değerlendirilmelidir” diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, bu yaş grubunda bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve eşlik eden kronik hastalıkların arttığını belirtti. Bu nedenle enfeksiyonların daha ağır ve atipik seyredebileceğine dikkat çekerek,  65 yaş üstü bireylerin hem enfeksiyonlardan korunmak hem de hastalığı daha hafif atlatabilmek için düzenli olarak aşılanması gerektiğini vurguladı.

“Hayatın belirli dönemlerinde belirli aşıların yapılması büyük önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin doktora başvurduklarında aşı önerilerini özellikle sormaları gerekir” diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yoğun klinik tempo nedeniyle hekimlerin zaman zaman aşılamayı gözden kaçırabileceğini, bu noktada hastanın ‘Hangi aşıları yaptırmalıyım?' sorusunu sormasının önemli bir hatırlatıcı olacağını ifade etti. Özellikle huzurevi ve bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil sözlerini şöyle tamamladı: “65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşımaktadır.”

YORUMLAR
  Ruh sağlığını bozan 6 gıda türü
Ruh sağlığını bozan 6 gıda türü